Zenciler neden George Fylod’un öldürülmesine kolektif tepki vermiştir?

Gazeteci Ece Sevim Öztürk’ün hazırladığı “Türkiye – Amerikan ilişkileri nereye koşuyor?” dosyası kapsamında akademisyen Koray Er’in kaleme aldığı yazıyı aşağıda okuyabilirsiniz.

KORAY ER – Kişilerin hadiseleri yorumlamaları, kendi yaşadıkları tecrübeler ile doğrudan ilişkilidir. Bulundukları – yetiştikleri coğrafya, muhatap oldukları sosyal gruplar, insan çeşitleri, önyargıları, dünya görüşleri vb. çıkarımlarında ve analizlerinde etkendir. Bu bakış açısı ile, yazımdaki görüş ve yorumlarım kendi bilgi birikimimin yanında yirmi senedir Amerika’da yaşamamdan; East Cost’tan Florida’ya ve Upstate New York’a kadar değişik eyaletlerde farklı sürelerdeki ikâmetlerimde edindiğim gözlemlerim neticesinde edindiğim tecrübelerime dayanmaktadır.

Amerika’daki ırkçılık karşıtı protestolara mercek tutmadan önce şunu önemle belirtmek isterim ki, zannedildiğinin aksine beyaz ve siyah vatandaşlar tek çeşit değildir. Örneğin NYC’deki bir beyaz ile Upsate New York’un kırsalındaki ve Red State olarak tanımlanan Güney Eyaletlerindeki beyaz arasında dünyevi ve dini görüş farklılıkları bulunmaktadır.

Tarih, özellikle Kilise tarihi, üzerinde çalışmam; tabiatı ile zenci sorununa bakışımı tarihsel süreç ve gelişmeler doğrultusunda şekillendirdi. Bu sebepten çok fazla detaya girmeden ve yakın döneme de değinmeden Kuzey Amerika`daki kölelik hakkında birkaç kelâm etmek istiyorum. Yine de öncelikle görüşlerimin / yorumlarımın son günlerde yaşanan George Flyod’un vahşice öldürülmesinden bağımsız olarak görülmesi gerektiğini de kayda geçmiş olayım.

17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kuzey Amerika’ya beyaz hizmetçi / uşak göçünde azalma yaşanmıştır. Özellikle pamuk ve tütün tarlası sahibi beyazlar, ihtiyaç duydukları iş gücünü Afrika’dan getirttikleri köleler ile kapatmışlardır. Üstelik beyaz bir hizmetliden çok daha ucuz bir maliyetle gerekli iş gücünü temîn etmişlerdir. Bir beyaz hizmetlinin dört yıllık maliyeti 15 pounda denk gelirken, ömür boyu kölelik eden bir zenci 25-30 pounda mal olmaktaydı.

Sadece Chesapeake Kolonisi için konuşacak olursak 1650 yılı öncesi sadece 300 zenci köle mevcut iken, bu sayı 1650 yılında 13 bine yükselmiş, 1700 yılında koloni nüfusunun %13`unu teşkîl etmiştir. 1750’lerde ise kölelerin sayıları 150 bin kişiyle; bir başka ifade ile nüfusun %40’ına ulaşmıştır. İngiliz çiftlik sahiplerinin bu stratejik kararında ekonomik gerekçeler etken olmuştur. Afrikalı kölelere davranış ve muamelelerinde ise dini ve ırkî bakış açıları belirleyici rol oynamıştır.

Yüksek zenci köle nüfusu ve onların olası isyan / ayaklanma ihtimaline karşı ise kolonistler silahlı milisler oluşturmuştur. Kaçmaya çalışan veya efendisine “itaat etmeyen” zenci köleler sert cezalandırmalara maruz kalmıştır. Mesela, kaçmayı “adet hâline getiren” köleler; ayak parmaklarının kesilip, hadım edilmeleri gibi insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmışlardır. Çiftlik sahipleri vahşi davranışlarını, zencilerin vahşi hayvanlar olduğu ve o şekilde muamele edilmeleri gerektiğini söyleyerek meşrulaştırmaya çalışmışlardır.

Meşruiyet noktası salt söylemde kalmamış, Virginia Kanunları ile zencilere vahşi ve insanlık dışı uygulamalarda bulunan beyazlara kolaylık sağlamıştır. Buna göre, 1680 yılında çıkartılan bir kanunla bir beyazı tehdit eden zenci köle 30 kırbaç cezasına mahkûm edilmekteydi. Yine Virginia kanunlarına göre zenci bir kadına tecavüz etmek serbest iken tecavüz ettiği köle ile evlenmesi yasaklanmıştı. Irklar arası evlilik (beyaz – zenci köle) kanunen yasaktı. 1705 yılı kanununa göre eğer bir papaz böyle bir evliliği yönetirse 10 bin pound tütün ile cezalandırılırdı. Yine aynı kanuna göre zenci bir köleyle evlenen bir beyaz adam ya da bir zenci ile ilişkiye giren beyaz bir kadın 6 ay hapis ve 10 pound ile cezalandırılırdı. Zenci birinden çocuk sahibi olan beyaz bir kadın ise 4 sene zorunlu hizmetçiliğe mahkûm edilirdi. 

Yeni kıtadaki Protestan İngiliz yerleşimciler kendilerini Tanrı tarafından seçilmiş, özellikle zenci ve yerlilere nazaran üstün ırk olarak görmekteydiler. Virginia bölgesine yerleşen ilk İngiliz kolonistler Anglikan Kilisesi mensubu olup, zencileri Hristiyanlaştırma çabasını iki sebepten göstermemişlerdir: Birincisi Baptism ile birlikte kölelik statülerinin değişeceği düşüncesi, ikincisi ise zencilerin aşağı ırk olduğu görüşüdür. İkinci görüş ise çok az sayıdaki istisnalar dışında zencilerin ruhu olmadığı inancıdır. Anglikanların Virginia ve Carolina gibi Güney Kolonilerde üstünlüğü Baptist, Metodist ve Presbiteryenlik gibi Protestan tarikatlara kaptırması ile birlikte zencileri Hristiyanlaştırma projesi başlamış ancak sosyal statü ve köleliklerinde bir değişiklik olmamıştır. (Daha sonraki dönemde, özellikle Amerikan İç Savaşı’nda köleliğe bakış açısı Kuzeyli ve Güneyli Metodist ve Baptistler arasında fikri ayrılığa yol açmış ve tarikat içi ayrılıklar görülmüştür).

New England olarak adlandırılan Kuzey Amerika kolonilerinde ise Anglikanlara göre daha radikal dini görüşe sahip Püritenler çoğunlukta idi. Bu bölgede arazi yapısının tarıma Güney Kolonilere göre daha az müsait olması, zenci köle sayısının da azlığına sebebiyet vermiştir. (Kalvinist Çalışma Teolojisi ile birlikte). 

Yakın döneme değinmeden yüzeysel ve kısaca değindiğim Kuzey Amerika’daki kölelik uygulamasının Amerikan toplumunda derin izler bıraktığı bir gerçektir. Özellikle zenci nüfustaki etkisinin kuvvetli olduğu kaçınılmazdır. Benim gibi bu ülkeye sonradan yerleşenler ise tam manası ile anlamasa bile ancak tahminde bulunabilirler.

Zenciler neden George Fylod’un öldürülmesine kolektif tepki vermiştir?

Protestolarda bulunan zencilerin hepsi hayatının belli dönemlerinde beyaz ırkçılığına maruz kalmış mıdır?

Tabii ki cevabı büyük ihtimalle hayır olacaktır. Zencilerin bu denli tepki göstermesi sosyal hafıza ile alakalı bir durumdur diye düşünüyorum. Cathy Caruth`un ifadesiyle bir kişinin yaşadığı travma başkalarının yaşadığı travma ile ilişkilidir. Bireyler yaşadıkları toplumun endişelerini paylaşır. Dolayısı ile zenciler köle konumundaki atalarının gördüğü muameleleri aynı oranda görmese de Amerikan tarihi boyunca zencilerin yaşadıkları ayrımcılık hatta şiddet toplumsal hafızanın bir parçası olarak bugün bu şekilde bir tepkiye dönüşmüştür diye düşünüyorum.

Peki önemli sayıdaki beyaz niye eylemlerde zenciler ile birlikte omuz omuza boy göstermektedirler. Aslında bu sorunun cevabı yine Amerikan’ın kölelik ile mücadele tarihinde saklıdır. Amerikan tarihinin sayfaları William Lloyd Garrison, Susan B. Anthony, John Brown gibi anti-kölelik taraftarı beyaz Amerikalının faaliyet ve mücadeleleri ile doludur. 18yy`in sonlarından itibaren birçok beyaz kölelik karşıtı oluşumların içerisinde yer alıp, zenci hakları için çaba göstermiştir. Özellikle “İkinci Dini Uyanış” hareketinde Protestanlar (ezici çoğunlukla Kuzey Eyaletlerinde) seslerini yükseltmişlerdir.

Bugün kölelik ve anti-kölelik ile alakalı programlarda neden bu ve benzeri beyazların isimleri bir Frederick Douglass veya Harriet Tubman kadar zikredilmez? Beyaz aktivistler olmasaydı zenciler özgürlüklerine kavuşur muydu bilinmez (tarihçi bu sorunun cevabiını veremez) ancak onların katkıları, en azından neden zenci aktivistler kadar, dile getirilmemektedir?

Bugün liselerde birçok öğrenci Frederick Douglass ve Martin Luther King`in ismini duymuşken hiç birisi saydığım anti-kölelik hareketinin önemli beyaz isimlerini hatırlamaz. Zenci aktivistlerin isimlerinin öne çıkartılması ve zenciler lehine edinilmiş kazanımlarda sanki tek pay sahibiymişler gibi promosyonlarının yapılmasının sebebi nedir?

Veyahut birçok okulda Matin Luther King`in resimleri bulunurken aynı oranda neden Malcom X`in resmi bulunmamaktadır? Boston Universitesi’nden aldığı doktora tezi intihaller ile dolu ve eşine sadık bir hayat sürmeyen hatta meşhur “I have a dream” konuşması dahi başkasından çalıntı olan bir papaz neden ön plana çıkartılmaktadır? Akademik doktorluğunun iptali bir yana gündeme dahi getirilmesine neden kimse cesaret edememektedir? Black History üzerine çalışan birisi değilim belki bu konuda çalışan akademisyenler akademik ve sosyal linçi göze alıp derinlemesine analiz yapabilirler. Ancak yaşadığım bir hadise ile ilişkili olarak şunu ifade edebilirim ki; Amerikan zencilerinde bir toptancılık hakimdir. Yani ne olursa olsun zenci yaklaşımı, bizdendir dolayısı ile iyidir. Bir beyaz, yanlışları dahi olsa bir zenciyi eleştiremez yaklaşımı. Yale Üniversitesi Divinity School`daki master yıllarımda bir haftanın konusu Malcom X`idi ve onun ile alakalı Alex Haley`in yazdığı Malcom X`in bibliografisini okumuştuk. Malcom X, anılarında Nation of Islam ile yaşadığı ayrılık surecini anlatırken örgütün amentüsünde Elijah Muhammed`in peygamber olarak kabul edildiğinden bahsetmekteydi. Sıradan her Müslümanın bildiği bir gerçek olan son Peygamber’in Hz.Muhammed olduğu inancını derste dile getirmem ve bu görüşün İslam inancına ters olduğunu belirtmem üzerine zenci bir öğrenci küfürlü kelimeler ile itirazda bulunmuş ve üstelik kendisi Müslüman olmayıp papazlık üzerine eğitim gördüğü halde savunmaya geçmişti. İslam hakkında temel bilgilere dahi vakıf olmayan zenci öğrenciyi savunmaya iten etken neydi? Dışarıdan kendi komününden olmayan bir beyazın bir zenciyi eleştirmesiydi? Beyaz olan ben (ki kendisinin belki yaşadığı atalarının ise kesinlikle yaşadığı ırki ayrımcılıklar ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan bir Türkün sırf teninin beyazlığı sebebiyle kendisi ile aynı inançta dahi olmasa başka bir zenciyi eleştiremezdi. Amerika`da bu tür davranışlara “reverse racism(tersine ırkçılık)” diyorlar. Yani zencilerin beyazlara yapmış olduğu ötekileştirme, derecesine göre ise ırkçılık. Ders sonu sahasında önemli bir akademisyen olan dersin hocası ile hadiseyi konuştuğumuzda ise kendisi bana okuldaki politikaların bildiğim gibi olmadığı, öğrencinin davranış bozukluğuna zenci olduğundan dolayı müdahale edemediğini/edemeyeceğini söylemişti. Yani bir anlamda dünyaca ünlü bir profesör dersinde yapılan saygısızlığa sırf öğrenci zenci olduğu için müdahale edememiş, sessiz kalmak zorunda kalmıştı. Zenciler toplumda birçok alanda zenci olmanın avantajlarını rahatlıkla kullanabilmektedirler. Eleştiriyi kişisel algılayıp sırf zenci olduğundan dolayı belirli muamelelere maruz kaldıklarını rahatlıkla ifade edebilmektedirler. Bir anlamda çok sık ve rahatlıkla zenci kartını kullanabilmektedirler. Markette, restoranda vb yerlerde birçok defa şahit olduğum bir durumdur. Yıllar önce bir restoranda gece menajerliği yaptığım sırada yaşadığım şu hadise dikkat çekicidir. Restoranın ışıklı tabelasında üç aşçı insan figür vardı ve ışıklar açılınca (sanırım yanlış siparişten kaynaklanan bir durum) sanki üç zenci figürüne benziyordu. Yine bir gece çalışırken içeriye 4 zenci müşteri girdi, karşılarında beni görünce “Siz beyaz mısınız?” deyip geri çıktılar. Bu ve benzeri hadiseleri birçok beyaz tecrübe etmiştir.

Yazımın başında da ifade ettiğim gibi görüş ve yorumlarım son yaşanan hadiselerden bağımsız olarak dile getirilmektedir. Bir kısım beyazlar arasında ırkçılık, ayrımcılık mevcutken, yine aynı şekilde bir kısım zencilerde de beyazlara karşı benzer muameleler görülmektedir. Son olarak gözlem ve tecrübelerime dayanarak ifade etmem gerekirse Amerika`da ırksal ve dinsel ötekileşmenin kökleri eski olmakla ve nispeten azalmakla birlikte hala devam etmektedir. Bireysel-Toplumsal hafıza ilişkisi Amerikan toplumunda kuvvetli olduğundan ve Amerika’nın insanlık karnesi zayıf olduğundan çok rahatlıkla tetiklenebilmekte, George Floyd örneğinde de olduğu gibi yüzbinlerin sokağa dökülmesi ile neticelenebilmektedir.     

Be the first to comment on "Zenciler neden George Fylod’un öldürülmesine kolektif tepki vermiştir?"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*